II. Kentfor toplantısı Tekirdağ’da yapıldı.

Düzenlenen II. Kentfor Sempozyumuna Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın yanı sıra, Merkez Valisi Dr. Enis Yeter, Merkez Valisi Kayhan Kavas, Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Oral Karakaya, TESKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa, Todaie İnsan Kaynakları Yönetimi ve Kamu Performans Yönetimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Ufuk Bilgin, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi  Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi Kemal Görmez, Beykoz Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Şakir Ersoy, Hacettepe Üniversitesi Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen, Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz, Hacettepe ve Beykoz Üniversiteleri temsilcileri, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden yaklaşık 90 akademisyen ve Tekirdağ ilinden muhtarlar katıldı.

II. Kentfor toplantısının açılışında konuşma yapan Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen, “Sanayileşme ve göç konularıyla bağlı olarak kent ve çevre yönetimi konularını ele alacağız. Aşırı nüfus artışı, çarpık kentleşme ve bozulma tehdidi altındaki dünyamızda hem merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının, hem de özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının çevre konularına olan ilgisi gün geçtikçe artıyor. Küresel iklim değişikliği, sanayileşme, iç ve dış göç, çarpık kentleşmenin yarattığı faciaları hemen hemen her gün medya aracılığıyla Dünya’nın farklı köşelerinden izliyor, bazen de bizzat şahit oluyor ve ciddi kayıplar veriyoruz. Kent ve çevre yönetimi hem yereli hem de Dünya’yı ilgilendiren bir konuya uzmanlar, yöneticiler ve yerel halk tarafından gösterilecek ilgi ve katılım kentlerimizin daha iyiye gitmesi için önemli bir adım olacaktır. Bu forumun gerçekleştirilebilmesi için mali ve lojistik başta olmak üzere her türlü desteği sağlayan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’a çok teşekkür ederim,” dedi.

Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen’nin ardından konuşma yapan TESKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa, “II. Kentfor toplantısının plansız sanayileşme ve kontrolsüz göçün yarattığı sorunlarla boğuşmaya çalışan, Avrupa yakasının tek büyükşehir belediyesi olan Tekirdağ’da toplanması çok anlamlı olmuştur. Tekirdağ’ımız 1970’li yılların ikinci yarısından sonra hızlı bir sanayileşme süreci yaşamış bir ilimizdir. 80’lerin başından itibaren Çorlu, Çerkezköy ve Kapaklı ilçelerinde çok hızlı bir sanayileşme süreci yaşandı. Gelinen nokta itibariyle Tekirdağ sınırları içerisinde 13 organize sanayi bölgesi bulunuyor. Bu bölgede sanayi yatırımları yapılmasının çeşitli sebepleri var. Limanlara yakınlık, yeraltı suları, nitelikli istihdam bu süreci tetikledi. Fakat sanayileşmenin kontrolsüz bir şekilde gerçekleşmesiyle ilimiz bir takım sorunlar yaşamaya başladı. Bunların başında göç geliyor. TÜİK’in 2023 projeksiyonunda ortalama yüzde 2,10 nüfus artış hızı görülmesine rağmen, Tekirdağ’da yüzde 3,3 olarak görülmektedir. Nüfusumuz her yıl 35 kişi artıyor. Sanayi tesislerimizin fazla olduğu içlerimiz daha yoğun göç alıyor. Nüfus artışı kamusal hizmetlerle ilgili talepleri beraberinde getiriyor. Bu noktada tüm taleplerin karşılandığını söylemek güç. TESKİ olarak ilimizin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çok önemli çalışmalar yapıyoruz. Özellikle Büyükşehir Belediye Başkanımız Kadir Albayrak’ın önderliğiyle ciddi bir altyapı çalışması gerçekleştiriliyor. 2014 yılından bu yana 1.700 kilometre altyapı çalışması yaptık. Öncelikle altyapıdaki sorunları çözülmesi, ondan sonra diğer ihtiyaçların giderilmesi noktasında büyük çalışmalar yapılıyor. Arıtma tesisleri konusunda büyük yatırımlar yapıyoruz. Yeraltı su kaynaklarımız çok önemli. Sanayi kuruluşları büyük miktarda su tüketiyor. Su kaynaklarımızı koruma konusunda Büyükşehir Belediyesi ve TESKİ olarak çok önemli çalışmalarımız var. Özellikle su kayıp ve kaçaklarının önlenmesi çok önemli. Yapılan çalışmalarla bugün sağlıklı su içme parametrelerinde en iyi yedi il arasına girmiş bulunuyor. Bugün TESKİ 500 bin aboneye hizmet veren bir duruma gelmiş vaziyettedir. Yeni bir Büyükşehir olmamıza rağmen uluslararası iş dergisi Forbes’un 3’üncüsünü düzenlediği, yaşamak ve çalışmak için en iyi şehirler araştırmasında Tekirdağ ideal kentler sıralamasında 4’üncü sıraya yükseldi,” dedi.

Dr. Şafak Başa’dan sonra konuşma yapan Beykoz Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Şakir Ersoy, “Sanayileşme işgücü talebi yaratıyor. İşgücü talebi göç çekiyor. Yaşanan iç ve dış göçler yerel yönetimlerin işleri güçleştiriyor. Çünkü nüfus arttıkça ihtiyaçlar daha şiddetle artıyor. Su, enerji ihtiyaçları ve trafik sorunları artıyor. Kıt ve kısıtlı olan kaynaklara daha fazla talepler geliyor. Bu durumda kaynakların verimli kullanılması gerekiyor. Dolayısıyla bu konularda vatandaşların bilinçlendirilmesi lazım. Çok değerli arkadaşlarımız bize sunumlar yapacaklar,” dedi.

Açılışın son konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, “Tekirdağ ülkemizin Trakya topraklarındaki tek büyükşehridir. Tekirdağ’ın beş farklı vizyonu var. Bunlar; sanayi, tarım-hayvancılık, turizm, üniversite ve lojistiktir. Tekirdağ’ın 6.313 kilometre arazisi var. Bu yüz ölçümü ile Türkiye’de 54. sıradadır. Son sayıma göre nüfusu 972.875’tir. Nüfus bakımından 23. sıradadır. Yüzde 3,66’lık nüfus artışıyla Türkiye’de 2. sıradadır. Tekirdağ geliri, giderinden fazla olan on ilden biridir. 1970’lerde başlayan sanayi oluşumu, 80’lerde hızlanmış ve 90’larda iyice büyümüştür. Günümüz itibariyle 1.544 sanayi kuruluşu bulunan, 13 organize sanayi bölgesi, 1 Avrupa serbest bölgesi ve 150.000 çalışanı olan Tekirdağ’ın büyük bir sanayi vizyonu var. Bu sanayi kuruluşları kurulurken arıtma tesisleri zamanında yapılsa ve denetimler yapılmış olsa çevre kirliliği bu düzeyde olmazdı. Göreve geldikten sonra TESKİ’yi kurduk ve arıtma tesisleri yaparak, atık suların arıtılması konusunda çok büyük mesafe aldık. Türkiye’de tekstil üretiminin yüzde 10’unu, deri üretiminin yüzde 37’si, kâğıt üretiminin yüzde 40’ı bölgemizdeki sanayi kuruluşları tarafından gerçekleştiriliyor. İlimizde bulunan sanayi kuruluşlarının yüzde 70’inin merkezleri İstanbul’dadır. Türkiye’de tahsil edilen vergilerin yüzde 9’u Tekirdağ’dan toplanıyor. Böyle bir ters orantı var. Tekirdağ’da Doğu grubunda işsizlik 3.8, Batı grubunda yüzde 9.9’dur. İlimiz büyürken sorunları ve ihtiyaçları da büyüyor. Tekirdağ, günübirlik politikalar ile değil, uzun vadeli stratejik planlarla daha iyi bir yere taşınabilir. II. Kentfor toplantısının bu anlamda büyük faydalar sağlayacağına inanıyorum,” dedi.

Yerel Buluşma; Kentsel ve kırsal alan yönetiminde 6360 sayılı kanun ve ötesi oturumunda bir konuşma yapan Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz şunları ifade etti: ‘’Yerel halkın yönetime katılmasının ilk aşaması köy ve mahalle yönetimleridir. Dolayısıyla Muhtarlar; bu toplumu oluşturan renklerin oluşumu, demokrasimizin en önemli kılcal damarları, temel yapı taşlarıdır.

Muhtarlık müessesesi, 1829’dan günümüze188 yıllık bir geleneğe sahiptir. Genel ve yerel sorunların ilgili kuruluşlara iletilmesinden köprü rolü oynayan muhtarlık Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşınan önemli bir yerel yönetim birimidir. Bu gün bakıldığında muhtarlara; 76 değişik kanun, yönetmelik ve tüzükte, toplam 340 madde de görev verilmektedir. Görev ve sorumluluğu olan muhtarların hiç yetkisi olmaması düşündürücüdür. 93 yıllık köy kanunu ve 73 yıllık mahalle kanunun ile sorunlara çözüm üretmeye çalışan bir muhtarlık müessesi görüyoruz.

Yerel halka hizmet götürmeyi amaçlayan; 5442 iller idaresi kanunu, 5302 il özel idaresi kanunu, 5393 belediye kanunu, 5216 ve 6360 sayılı büyükşehir kanununda değişiklik yapılmasına rağmen 442 sayılı köy kanunu ile 4541 sayılı mahalle kanununda hiçbir değişiklik yapılmamasının nedenlerini doğrusu bizlerde araştırıyoruz.

Muhtarlar, bir tarafta Devletin en üst makamlarında itibar görürken, diğer tarafta ise yapacakları görevler sürekli azaltılıyor. Özellikle bilgi teknolojisine yenik düşen muhtarlık müessesesi hepimizin bildiği üzere nüfus kâğıdı kayıp ve değiştirme işlemlerini de nüfus dairelerine devretmiş durumda. Yani muhtar, artık yerleşim yeri belgesi haricinde başka bir evrak üretememektedir.

Diğer tarafta, özellikle 6360 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle tüzel kişiliğe sahip köylerin mahalleye dönüştürülmesi kırsal mahalle muhtarlarını ‘’rütbesi sökülmüş asker’’ konumuna getirmiştir.

6360 sayılı büyükşehir yasası 3.5 yıldan bu yana uygulamadadır. Görünen o ki, Büyükşehir başkanları dışında, bu yasadan diğer yerel yöneticilerin tamamı dertlidir. Büyükşehir Belediye Başkanları yasa ile % 83 oranında yetkilendirilmiş, İlçe belediye başkanlarının yetkisi ise % 17 ile sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, Büyükşehir İlçe belediye başkanlarının yetersiz yetkisi sebebiyle neredeyse şube müdürü konumuna gelmiştir.

Büyükşehir yasasıyla yetkilerin büyük bir bölümünün büyükşehir belediyesinde toplanması bir anlamda yerel düzeyde merkezileşmeyi beraberinde getirdiği görülmektedir.

Yasa çıktıktan sonra uygulama alanında muhtarların yaşadığı sorunların daha da derinleştiğini üzülerek ifade etmek isterim. Halen vatandaşımız mahalleye yapılacak hizmetin, büyükşehir belediyesinden mi?, ilçe belediyesinden mi? yapılacağını kavramış durumda değildir.

 Hizmet konusunda vatandaşlarımızın en fazla müracaatı daha az yetkili olan ilçe belediyelerine yapılmaktadır. Dolayısıyla muhtarlarımızın da en çok uğrak yeri yine ilçe belediyeleridir.

Şehir merkezlerine 70-80 km uzaklıktaki kırsal mahallelere hizmetin gitmesinde büyük zorluklar yaşanıyor. Bazı büyükşehir belediyeleri kırsal mahallesinin seçmen sayısını baz alarak hizmette sıralama yapması bu mahallelerin hizmetlerini daha da geciktiriyor. Bir de 6360 sayılı yasada kırsala gidecek hizmetin yıllık toplamı bütçenin %10’u kadar olması bu alandaki sorunu daha da büyütüyor.

 Halen Büyükşehirlerin kırsal mahallelerinde vatandaşlarımız muhtarları, köy muhtarı yetkiyle görüyor. Kırsal mahallelerde tüzel kişiliklerin kaldırılmasıyla köylünün hiç devlet hizmetlerine ihtiyaç duymadığı işleri muhtarlarımız yaptırırken, maalesef bozulan bir su masörünü bile değiştirmek için muhtarlar büyükşehir belediyesinin su ve kanalizasyon dairesine gitmek mecburiyetindedir.

Daha önce evlendirme yetkisi olan muhtarın bu yetkisinin kaldırılmasıyla, bütün evliliklerin şehir merkezlerinde yapılıyor olması bile vatandaşa ek yük getirmiş durumda. Oysaki şehirlerde belediye başkanının yetkisinde olan evlendirme konusu yine belediye başkanlarının yetkisinde kalmak kaydıyla mahalle muhtarlarına da aynı yetki verilmesinde aslında hiçbir sakıncanın bulunmadığını görmekteyiz.

Kırsal mahallelerde hayvancılıkla uğraşan kişiler eskiden köy muhtarından aldığı menşe şahadetnamesi ile hayvanların taşınmasını rahatlıkla yapmakta iken şimdi veterinerler aracılığı ile bu taşıma yapılmaktadır. Bir birine kilometrelerce uzak köylerde, her köyde bir veteriner olmadığı için bazen hayvanlar bir iki gün araç sırtlarında bekletilmekte ve mağdur edilmektedir. Ayrıca mera alanlarının ortak kullanımında sorunlar devam etmektedir.

Kırsal mahallelerde kaçak yapılaşma artmıştır. Özellikle o yöreye ait örnek mimari tip evler uygulaması maalesef henüz hayata geçirilmemiştir. Öte yandan köy arazilerinin veraset ve arazi intikallerinden kaynaklanan sebeplerden ötürü ruhsatlandırma aşamasında hissedarlardan istenen vekalet belgesinin sorun yarattığı görülmektedir.

Orman köylerinin muhtarlara tanıdığı yetki devam etmesine karşın orman köylüsü muhtarı dinlemez hale gelmiştir.

5393 sayılı belediye kanunun 9 cu maddesinde sayılan mahalle muhtarının görevleri uygulama alanında karşılığı yoktur.

Bu madde de Muhtar;

Mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçları belirlemek,

Mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek,

Belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek,

Mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla iş birliği yapmak,

Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür denilmektedir.

Hangi imkan ve bütçe ile muhtar mahallenin yaşam kalitesini geliştirecektir. Bu maddenin alt başlıklarını saymaya burada zaman bile yetmez. Bugün 90 binlerde, il nüfuslarından bile büyük mahallelerde muhtarlarımızın hangi yetkilerle bu görevlerin üstesinden geleceği ayrı bir tartışma konusudur.

Belediye sınırlarının birbirine yakınlaştırılması mahalli müşterek hizmetlerin sunulması bakımından ciddi avantajlar sağlayabilir. Türkiye’de uygulanan Büyükşehir yasası ile belki büyükşehir sınırları içerisinde koordinasyon anlamında, ortak hareket yöntemi geliştiriyor olabilir ama yerel yöneticinin halktan uzaklaştığı da unutulmamalıdır.

Büyükşehir belediyeleri; Koordinasyon, planlama, ulaşım, içmesuyu, katı atık, sıvı atık tesisleri, acil yardım ve kurtarma gibi genel görevleri yerine getirmeli, diğer görevler ilçe belediyelerine verilmelidir. Veya İlçe belediyelerinin sınırları daraltılarak köyken mahalleye dönüşen kırsal bölgeye yapılacak hizmetlerin tamamı büyükşehir belediyelerince karşılanmalıdır. Yani, Büyükşehir, ilçe belediyesi ve köyler arasında görev ve yetkiler yeniden paylaştırılmalıdır.

Bunların hiç biri olmuyorsa; köy yerel yönetimlerinin tüzel kişiliği yeniden oluşturulmalıdır. Veya kırsal mahallelerin birleştirilerek ayrı bir belediyeye dönüştürülmeleri sağlanmalıdır.

Mahalle kanunu yeniden tanımlanmalı, büyükşehirler içinde mahallelerin ve yöneticilerinin çalışma alanları yeniden düzenlenmelidir. Yerel yönetimlerin görev ve yetkileri hizmet bütünlüğü açısından birbirine entegre edilerek kamu hizmetlerinin idari ve mali özerklikleri içinde sunulması sağlanmalıdır.

Üç buçuk yılda, büyükşehirlerin kırsal mahallelerinden şehir merkezlerine toplam 490 bin kişi göç etmiştir. Dolayısıyla kırsal mahallelerdeki tarımsal üretimde ciddi daralmalar meydana gelmiştir. Bu kırsal mahallelerin durumları tekrar ele alınmalıdır.

Mahalle muhtarları kendi mahalleleriyle ilgili, belediyelerin stratejik plan yapım süreçlerinde, ihtisas komisyonlarında (İmar ve bayındırlık, çevre ve sağlık, plân ve bütçe, eğitim, kültür, gençlik ve spor), meclis toplantılarında, mahallelerine ilişkin görüş ve yaklaşımları iletebilmeleri ve belediyenin, mahalleleri ilgilendiren konularda, ilgili mahalle yönetimlerini muhatap alma zorunluluğu yasal hale getirilebilir.

Belediye Meclisi kararlarının mahalle muhtarlıklarında ilan edilmesi, meclis gündeminin önceden mahalle halkına duyurulması ve sakinlerin toplantıları izlemeye davet edilmesi, kent yönetimine ve yaşamına bilinçli katılım imkânı sağlayabilir.

Mahallenin, merkezi ve yerel işlevleri birlikte yürüten özgün konumunu sürdürmesi öngörülmelidir.

Mahalle, politik temsiliyete dayalı bir yönetim yapısı içinde değil, ortak yaşam algısının, bir arada yaşamanın gerektirdiği öz saygı, hak ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesine dönük bir kamusal alan olarak yapılandırılmalıdır.

Muhtarlıkların yerine ihdas edilmek istenen başka bir düşünce mi vardır? Mesela ‘’mahalle temsilciliği’’ gibi. Bunu da henüz bilmiyoruz. Ama bildiğim bir şey var; ‘’Muhtarlar, sürekli özlük hakları ilgili durumu dillendirdiği sürece, yeni görev alanları yaratmadığı ve birlikte karar alma kabiliyetini geliştiremediği müddetçe muhtarlık müessesesinin varlığını devam etmesinin zor olduğu görülüyor.

Türkiye’nin getirdiği yenilikler, sosyo-ekonomik ve teknolojik gelişmeler, hızlı şehirleşme ve yerinden yönetim ilkesinin içinde değerlendirilmesi gerektiğinde, vatandaşa en yakın birimlerce sunulacak hizmetlerin katılımcı, çağdaş ve eğitimli bir şekilde mahalle sakinini sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması yönünde muhtarlar yeni vasıfları yakalamanın ve kendi kabuğunu kırmanın gelişimini yaratmak zorundadırlar. Bunların yapılması zor olabilir ama imkânsız değildir.’’ dedi.

 

 

Son Düzenlenme Perşembe, 04 Ocak 2018 08:42
Öğeyi Oyla
(0 oy)